"Benim göz yaşlarım yetmedi, kalbimdeki ağırlıklar çok fazlaydı. Şimdi bulutlar benim için ağlıyor, gökyüzü her gün biraz daha hüzünlü, sanki içimdeki boşluğu hissediyorlar. Her damla, kaybolan umutlarımın yankısı gibi düşüyor; bir nehir gibi, sessizce akıp gidiyor. Gözlerim, artık ağlamaktan yorulmuşken, doğa kendi yasını tutuyor. Her rüzgarın esişi, bir feryat gibi kulaklarımda çınlıyor. Belki de bu, kaybolan benliğimin bir yansımasıdır; kaybolduğumda, geriye yalnızca gökyüzü kaldı.
Ve ben, her geçen gün biraz daha siliniyorum. Adım, sokaklardan kayıp bir hatıra gibi kayboluyor. Ama bulutlar, ne zaman ağlasa, içimde bir şeyler uyanıyor. Gözlerim, toprağa dokunduğunda, biraz daha yumuşuyor; belki de doğa, kaybolan parçalarımı toplayıp geri veriyor. Yavaşça, ama kararlı bir şekilde, her damla benimle bir şeyler bırakıyor; hüzünlerimi, kaybolan neşemi, geçmişi. Belki bir gün, o bulutlar beni de geri alır, kim bilir?
Bir gün, yeşil gözlü bir kız çıktı karşıma. Gözleri, denizin en derin yerinden, en sakin halinden fırlamış gibiydi. Onun bakışlarında kaybolduğumu fark ettim; o gözlerde hiç kaybolmayacak bir ada vardı, içi boş ama sonsuz bir ada, sanki beni içine çekmeye çalışıyordu. Ve ben, o adanın büyüsüne kapıldım. Ada, her şeyi unutturuyordu; ağlamayı, kaybolmayı, her şeyi. Ama yeşil gözlü kız, adasında yalnız değildi. O, içimdeki boşluğu da taşıyor, bulutların ağlamasını da. Gözlerindeki huzur, bir tür sessiz anlaşmaydı; o ada, belki de bulutların acısının bir yansımasıydı.
Ben kendimi adada, o yeşil gözlerde bulduğumda, her şey değişti. Bulutların ağırlığı hafifledi. Gözlerime baktığında, kalbim yavaşça atmaya başladı; her atışı, bir sevdanın ilk çığlığı gibiydi. Yeşil gözleri, adada denizin üstünde dans eden bir rüzgar gibi usulca, ama kararlı bir şekilde kalbime dokundu. “Burada ol,” dedi. Ve ben, bir kez daha kaybolmayı kabul ettim, ama bu kez kaybolmamın sebebi, ona adanmış bir yolculuk oldu. O ada, aslında ikimizin gizli dünyasıydı, ve o yeşil gözler, bana hem kaybolmanın hem de yeniden bulunmanın ne demek olduğunu öğretiyordu.
Birbirimize bakarken zaman duruyor, rüzgarın sesi susuyor gibiydi. Kuşlar, gökyüzünde özgürce süzüldü; her kanat çırpışı, sevdamızın bir notası gibiydi. Güneş, yavaşça batmaya başlamıştı, ama ondan önce tüm renklerini üstümüze serpti. Ada, o yeşil gözlerin ardında bir masal gibi uzanıyordu. Kelebekler, usulca yanımızdan geçerken, her kanat çırpışı, kalbimde bir çiçek gibi açıyordu. Çiçekler, adanın her köşesinde başlarını usulca eğmişti; lavantalar, papatyalar, ve o narin yaseminler… Hepsi bizim için açıyordu, sanki sevdamız doğayı da sarhoş etmişti. Güneşin batışıyla birleşen gökyüzü, tam o anda bizim için başka bir boyuta dönüşüyordu.
Yeşil gözlü kız, ellerini tutmaya başladığımda, adanın sakinliğine başka bir huzur ekledim. Birlikte, o anın içinde kaybolduk. O an, zamanın durduğu, kalbin yalnızca o anı hissettiği bir andı. Gözlerindeki parıltı, adanın üzerine düşen son güneş ışığı gibi nazlıydı. Birbirimize her baktığımızda, dünya etrafımızda yavaşça dönüyordu, ama biz yerimizde duruyor, birbirimizin içinde kayboluyorduk.
Kuşlar bir kez daha cıvıldadığında, o anı sonsuza dek saklamak istedim. Kelebekler, güneşin son ışıklarıyla birlikte, adada bir dans başlattılar. Her kanat çırpışı, içimdeki çiçekleri daha da açtırıyordu. Çiçekler, her biri kendi renginde, sevdanın ritmiyle titreşiyor; papatyalar beyaz, lavantalar mor, yaseminler ise solgun sarıya dönüyordu. Bu çiçeklerin kokusu, sevdamızın en güzel şarkısıydı. Ada, artık sadece bir ada değildi. O, bizdik; Yeşil gözlü kız ve ben. Sevdamız, zamanın bile ötesine geçmişti. Ve biz, her anı bir ömre bedel yaşadık."
Şems Korhan
Masal adası 🏝️💙💚

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder